7 Haziran 2011 Salı

Beni unutma...

Sarı bir Muğla öğleden sonrası sırtımda notlar ve kitaplarımın olduğu çantayla üç yıldır her santimetresini ezberlediğim ev-okul yolunda yine ter içinde yürüken başlamıştım metal-hard rock müzik dinlemeye. O zamanlar ki kankam Mehmet ile dönemimiz için çok da sık rastlanmayan bir grup çalmıştı gönlümüzü; Manowar !. Yaşıtlarımız arasında bu tarz dinleyenlerin çoğu sıklıkla Metallica, hadi bilemedin Megadeth'in ötesine geçemeyerek genellikle özenti müzik zevklerini tatmin ederken biz Manowar'ın  Türkiye'de olmayan albümlerini toplamakla, şarkı sözlerini bulmakla ve grup hakkında bilgi toplamakla geçiriyorduk günlerimizi. Okul dönüşü odamdaki koltuğa kendimi bırakıp eskiden vitrinimizin baş köşesinde duran fakat sonrasında evdeki liberalleşme akımları neticesinde odamdaki yerini alan stereo Philips müzik setine o gün canımın çektiği albümü koyup sözlerine birebir eşlik ederek albümü bitirmeden yemeğe bile oturmuyordum. Benim için bu seanslar tüm okul ve sosyalleşme stresini bir kenara bırakıp zihnimi ve ruhumu netleştiren günün en değerli saatleriydi. Ergenlik dönemi bu tempoyla yıllarca sürdü. Bir dönem medya satanistlere sardırmıştı ve metal müzik dinleyenler satanist damgası yiyordu. Bu dönemde ben de pek çok genç gibi babam tarafından metal dinlemeyi bırakmam konusunda hafif bir baskı gördüm fakat yine medya sayesinde ilginç bir şekilde bu sıkıntıyı da atlattım. Olay şöyle; o dönem Ankara'da Haldun Karagöz adlı bir kalp cerrahı (sonrasında yakınen tanıma fırsatı buldum) ile yapılan haberde ameliyatta metal dinlediği ve bunun konsantre olmasını kolaylaştırdığı gibi bir haber ve röportaj yayımlanmıştı. Benim de son sürat cerrah olmak için Tıp Fakültesi'ne girmeye çalıştığımı bilen babam bu haberden sonra kendisi dinlememi provake eder olmuştu. Bu kısa duraksamadan sonra üniversite yıllarında Manowar dışında diğer metal grupları olan Mötley Crüe, Judas Priest, Guns N Roses, Scorpions, Black Sabbath vs ile yıllarımı geçirdim. Bu dönemde Radyo ODTÜ neredeyse tek dinlediğim kanal olmuş ve dolayısıyla beni metal müziğin hırçın dalgalı okyanusundan, soft rock'ın tropik bir adaya vuran yumuşak dalgalı sularına kadar sürüklemişti. Artık eskisi gibi coşamaz olmuştum Manowar dinlerken. Bu durumda kanımdaki testesteron seviyesinin ve gözlerimin kenarlarındaki artmakta olan kırışıklıkların da etkisi var tabi. Böyle birkaç yıldan sonra gündüz yüzlü bir kız tarafından çalınan kalbim bana başka melodilerin de olduğunu öğretti. Çok severek dinlesem hatta kendime çok yakın bulduğum isimlerle de tanışsam genellikle bir turistin uzak doğu seyehatinde yerlileştiği kadar alışabildim bu tarza. Zaman hep olduğu gibi aktı. Saçımda çıkan aklar, yaşanan olaylar ve edinilen deneyimler birbirini kovaladı. Derken bugün çok ilginç bir olay oldu ve kendimi youtube'dan Selda Bağcan'dan "Beni unutma" şarkısını dinlerken buldum. Sanki çocukken saçımı okşayan ebeveyn eli gibi okşadı ruhumu. Tarifi zor duygularla kendimi vokale, basa ve arkada araya giren perküsyona dikkat ederken buldum. Aynı 17 yaşımdaki gibi...Bu unuttuğum şarkının zihnimin bir köşesinde ne kadar önemli bir yer tuttuğunu anladım ve de insanın neden hoşlanıyorsa onu dinlemesi gerektiğini... İşte sözleri
Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman

Beni beni unutma
Beni beni unutma
Beni beni unutma
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni beni unutma
Beni beni unutma
Beni beni unutma

O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç Su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli esiverirse bir gün
Beni unutma
Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için su yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder