Yer Ankara. Tarih 13 Haziran 2011. Genel seçimlerin hemen sonrası ülkeyi saran sıcak atmosferin aksine başkentimiz soğuk havaya teslim olmuş durumda. Bir türlü gelemedi yaz. 11 yıldır Ankara'da ikamet etmekteyim. Alışagelenin aksine Mayıs ortasından sonra kendini iyice hissettiren yaz Haziran ayı ortasında bile bizlere zamansız sonbahar tadını yaşatmakta. Hatırlıyorum da, eskiden bu zamanlarda Kızılay meydanında buluşurken, Tunalı'da gezerken veya sınırlı eğlencelerimizden birini yaparken ter içinde kalırdık. Kızılay öğleden sonra sarıya döner, hayat daha bir yavaş akardı. Genel olarak asık olan Ankaralıların suratları bile daha kaygısız ve hoşgörülü bakardı. Yeryüzünde sıcaktan kafası haşlananlar, yeraltına indiklerinde yaklaşan Ankaray'ın estirdiği rüzgarla uyanır, kendine gelirdi. Aklımda böyle bir Haziran varken, alakasız bir yağış, gelmeyen sıcaklar, evde oturarak geçirilen hafta sonları çok canımı sıkıyor. Mesela bu hafta sonu İncek'te eşim ve oğlumla güzelce zaman geçirecektim. Hava bulutlu olmasına rağmen bu kararımıza sadık kalarak oraya kadar gittik de. Oğlum hırkasıyla yeşilliklerde oynarken, biz çay siparişimiz vermiştik. Fakat daha çayımız gelmeden ani bir sağanak yağış altında kaldık. Musonları aratmayan bu yağış sonrasında apar topar kalkıp evimize döndük. Kursağımızda kalan hevesimizi bir sonraki haftaya diye teskin ederken, zaten ancak son zamanlarda alışabildiğimiz Ankara’yla aramız tekrar açıldı. Yine canım deniz kenarı çeker oldu ve etrafımdaki estetik yoksunu kenti yargılar oldum. Son zamanlarda Eymir’di, AOÇ’ydi, İncek’ti kendimizi kandırırken, Matrix’ten çıkıp gerçek dünyaya geri döndüm. En azından Haziran'ın ortasında ceketi giymek zorunda kalmasam, filmdeki Cypher gibi matrixte yaşamaya razı olacam...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder